27 Şubat 2016 Cumartesi

Cin Nedir ? Cin Çarpması Nedir ? Çin Nasıl Çıkartılır ? Cinlerden Korunma Yöntemleri Nelerdir ?

Cinler Hakkında Herşey;
modern veya antik birçok din ve inanışta, İbrahimi dinler de dahil, bulunan bir tür ruhani mitolojik yaratıktır. Farklı inanışlarda farklı karakteristiklere ve özelliklere sahiptir.
Cin; İslam mitolojisinde ise gözle görülmeyen, çeşitli şekillere girebilen manalarılarından ötürü, zaman zaman farklı yorumlanmıştır. Kimi yorumlara göre insanlarla cinsel ilişki kurabilen, onları yönetimi ve etkisi altına aldığı gibi birçok korku unsuru fiilin kendilerine yüklendiği ruhanî varlıkları ifade eder. Bir diğer yorumlama biçimindeyse, gözle görülmeyen, hissedilmeyen birçok şey için kullanılabilir. Bunlardan bazıları mikroorganizma, tespit edilemeyen şahıs, radyasyon gibi gözle tespit edilemeyen varlıklardır.
Cin ve şeytan çarpmasının bariz belirtisi, kişinin hareketlerinde gözle görülür bir bozulma ve rahat yürüyememesi gelir. Adımlarında ve konuşmalarında dengesizlik olur. Söyleyeceklerini birbirine bağlamada güçlük çeker. Sizlerinin arasında mantıklı bir anlam ilişkisi kuramaz.
Çarpılma, insanın yapmak istediği veya düşündüğü bir hususu sağlıklı bir şekilde idrak edememesidir. Bunların bazıları başka hastalıklarla benzer belirtiler gösterebileceği gibi bazıları da kendine özgü çok farklı belirtiler gösterir.
Cinlerin insanları çarparak sara nöbetine sokmaları çoğunlukla öfke ve cezalandırma gayesiyle olur. İnsanlardan bazıları cinlere eziyet edebilir veya cinler onların kasten eziyet ettiklerini düşünürler. Kişi farkında olmadan cinlerin üzerine küçük su dökebilir veya kaynar su boşaltabilir. Ya da farkında olmadan cini öldürebilir. Bu da bilmeden cinin bulunduğu yere ağır eşya koymak, taş koymak veya yüksekten düşmek gibi nedenlerle olur. Özellikle kırlarda deliklere tuvalet yapmamak, özellikle tuvalete, hamama ve benzeri yerlere girerken besmele çekmek, yılan, akrep, siyah kedi ve köpeğe zarar vermemek gerekir. Yılan, akrep, siyah kopek öldürülebilir ancak yaralı bırakılmamalıdır.
Büyüklerimiz, bu tür olayların yaşandığını bildikleri için çöplük kenarından geçerken, açığa tuvalet yaparken, sıcak kul ve sıcak su dökerken "Destur" denmesini hep tembih ederlerdi.

hayattan örnekler;

Şeyh Ebu Bekir Cabir'in anlattığı yaşanmış bir olayda: Şadiye isminde bir ablam vardı. Çocukluğumuzda bir gün evin alt tarafından çatıya, ucunda sepet takılı iple eşya taşıyorduk. Sepeti yukarıya çekerken ablam da çekmek istedi fakat ağırlığına dayanamayıp çatıdan düştü. Düştüğü yerde bir cin bulunuyormuş. Cinin canı yanmış. Cin ablamdan intikam almaya başladı. Her hafta 2-3 kez uykuda geliyor ve onun boğazını sikiyordu. Zavallı ablam bu acıya dayanamayıp havalara zıplıyordu. Cin ancak ölü gibi nefessiz kaldığında bırakıyordu. Bir keresinde ablamın ağzından bu işkenceyi ablamın canını yaktığı için yaptığını söylüyordu. Cin sadece uykuda geliyordu. Yıllar geçiyor ve cin ablamın yakasını bir turlu bırakmıyordu. Zavallı ablam bu acıları yaşayarak 10 yıl sonra yine cinin boğazını daha fazla sıkmasıyla çırpınarak son nefesini verdi. Bu olayı bizzat gözlerimle görerek yaşadım

Cinnin Gelişini Anlama Yöntemler;

Cin eğer hastanın içinde ise su alametler zuhur eder:
  1. Cin bağırmaya başlar, sızlanır, çığlık atar, acı çeker ve kişinin
    ağzından konuşur.
  2. Hasta sağa-sola sert bir şekilde bakmaya baslar ya da ellerini gözlerine kapatır. Bakışları donar yahut şiddetli bir şekilde açıp-kapar.
  3. Vücudu titremeye başlar, sağa sola döner.
  4. Hasta bayılır ve cin hastanın dilinden konuşur. Bazen de cin adını söyler.
Cin el veya ayak parmağından, ağızdan veya burundan çıkmalıdır. Göz, karın ve benzeri noktalardan çıkmasına izin verilmez. Bedenden çıkmadan önce "Esselamu Aleykum" demesi talep edilir. Hasta okunan ayetlerden etkilenir, sağa sola titrerse cinin hala bedende olduğu bilinmelidir.


CİN BEDENDEN ÇIKMAKTA DİRETİRSE NE YAPMALIDIR?

Ayetel KursiYasin SuresiSaffat SuresiDuhan SuresiCin SuresiHumeze SuresiA'la SuresiKafirun Suresi, gibi cinleri rahatsız ettiği bilinen Kur'an Sureleri okunur.

26 Şubat 2016 Cuma

Kötü ruhlar Nedir? Kötü ruhların bilimdeki Yeri Nedir? Kötü ruhlardan Nasıl korunuruz ?


Kötü ruhlar  nedir? 
Hayatımızdaki  yeri;

 Kötü ruh diye bir kavram yoktur aslında. Her insan öldüğünde bir bocalama devrine girer. Çünkü ölüm bir başlangıçtır ve ölüm ile yaşam arasında farklar vardır. Her insan öldüğünde bir karmaşaya girer. "Hala yaşıyorsunuz ama herkes sizin için ağlıyor. Ses çıkarıyorsunuz ama sizi duyan yok. Hayır! siz ölmediniz ama neden herkse öldünüz gibi davranıyor?? Rüya değil gerçek ama daha farklısınız. Nerdesiniz ne oluyor!!!" Bu gibi düşüncelerle ölmüş bir insan o hayata alışamaz. BU dönem acı verici ve zorlu bir dönemdir. Bu dönem atlatıldığında  yani ahirete geçiş yapılır. Bu sırada daha düşük beden olan eterik bedenden kurtulunur ve ruh yükselerek cehennem cennetin bulunduğu   yükselir. Kimisi bu dönem için kabir azabı der. Peki dadanan kötü ruhlar nedir? Aslında Bunlarda ölmüş insanların ruhlarıdır. ayrı bir varlık grubu değil. Lakin bunlar öldüğünü kabul edememiş ve dünyada sürekli ızdıraplar çeken zavallı ruhlardır. Bilinç seviyeleri düşük olduğu için ölümü kabullenemezler ve acı içinde dünyada yaşamaya ruh olarka devam ederler. Dünyanın enerjisi ruha göre olmadığı için bu az ışıklı çok nemli bir karanlık yerde yaşamak kadar kötü birşeydir (en fazla böyle benzetme yapabilirim  Haliyle bu ruhlar kendilerini göstermek tabiri caizse "BEN YAŞIYORUM" demek için sürekli rüyalara girmeye çalışırlar, musallat olurlar. Bazen telekinetik etkiler yaratırlar, tuhaf olaylara nedne olurlar. Kısacası o azaplarını hınçlarını ve kendilerini bellli etme çabalarını bu şekilde gösterirler. Ne zaman ki öldüklerinin idrakine varırlar (bunun için bazı varlıklar yardımcı olur -melekler gibi- ) o zaman yükselişe geçip bu ara ızdıraptan kurtulurlar. Peki kimdir bu kötü ruhlar? Genelde ölümü kabul etmeyen ateistler (küçümsemiyorum bilgiler öyle), ölümü düşünmeyen boş yaşayanlar, deneyimi iyi olmayan yani el bebek gül bebek büyüyenler, psikopatlar, katiller vs.... Kısacası anlamışsınızdır. ve en büyük fark bir kötü ruhu yani bir geri seviyeli ruhu dualarla kovamazsınzı. Ne okursanız okuyun o ruh uzaklaşmaz. Çünkü onu etkilemez. (en fazla o kişiyi ortamda belki uzaklaştırabilirsiniz) Tek yol vardır o kişiyile irtibata girip öldüğüne ikna etmektir. BUnu da ancak spiritüalizmde çok bilgili ve profesyonel celseler yapan medyumlar yapabilir. cin ile ruh arasında ki bağıtnır ise gerçekten önemli bir nokta. Yukarıda dediğim gibi bir geri seviyeli ruhu dualar uzaklaştırmaz ama bir cini bilgili bir kişi dualarla kovalabilir uzaklaştırabilir. Bu ikisi arasında ince bir çizgi var çünkü bir cin ben cinim demeyip ben ruhum diyebilir. Ruh celseleri yapanlara genelde cinler gelir. Cinler gelmese bile gelebilecek şey geri seviyeli bir ruhtur. Hiçbir potansiyeliniz yokken bir ruh davet eder ve kendini bilge bir ruh olarak sunarsa inanmayın bir cindir. Ruh ile cin arasında benzerlikler olsada belirgin farklılıklar vardır. Cinler sürekli yalan söylerler ve bir tür beyin yıkamayla hüküm altına almaya çalışırlar. Ruhlar ise acı çektiklerini dile getirirler ya yardım isterler yada kendilerini belli etme yollarına girerler. Cinleride bir ruhu kovar gibi kovamazsınız. Sözlü iletişime ruhmuş gibi girerseniz sizi daha da yanıltabilri. O yüzden bir varlığın cin mi ruh mu olduğunu iyice irdelemek gerekir. Genelde yaşanan vakalar cinlerle alakalı olsada ruhlarla da alakası olabilir. İleri seviye bir spiritüalist ancak yeteneği iyi olan bir medyum aracılığıyla (medyada ki sahte cinciler değil. Doğuştan yarı transa girip varlıklarla irtibata giren, ektoplazma salgılayan gerçek medyumlar) iyi bir celseyi yönetebilir. Yoksa obsesyon riski çoktur. Spiritüalizmde cinlere ve negatif ruhlara genel olarak verilen ad geri seviyeli bedensiz varlıklardır. Bir celsede gelenin cin mi ruh mu olduğuna iyi karar vermek gerekir. Sıradan insanların yaptıkları celselerde genelde gelen cinlerdir. Ama bir ruhta bir cinde davet edilebilir. Celselere idrak edenler dünyada kalmış geri seviyeli ruhlardır. İleri ruhlarla yani öte tarafa geçmişlerle irtibata girmek daha zordur ve dediğim gibi profesyoneller dışında başaran yoktur.
 

25 Şubat 2016 Perşembe

Hayalet Nedir ? Hayaletin Bilimdeki Yeri

Hayaletler, ölü insanların ruhlarının görüntüsü olarak tanımlanabilir. Bu ruhun, genellikle yaşayan insanların dünyasına dönebildiği ve başka bir dünyada yaşadıklarına inanılır (ölümden sonra yaşam).  Hayalet inancı, ölümden sonra vücudumuzdan ayrılan ruhun yaşadığı ve varlığını sürdürdüğü inancı ile şekillenmektedir.
Bu videoda oğlunun ruhunun hayaletinin balonu getirdiği ve annesine sarıldığı iddia ediliyor.

Hayaletlerin görünüp, nesnelerin yerini değiştirdikleri, kahkaha ve çığlık sesleri ile bizleri korkuttukları ve belirli yerleri ( mezarlıklar gibi ) sık sık ziyaret ettiği inancı, çağlar boyunca ağızdan ağza yayılmıştır. Hayalet gördüğünü söyleyen milyonlarca insan vardır.  Genellikle insanlar, bilinçsiz olarak zihinlerinde gerçek olaylardan farklı anılar yaratarak depolarlar. Beyinde bulunan görsel ve hafıza bölümüne, tam bir resim oluşturmak için, gereksiz ayrıntılar depolayan insanlar bunu gerçekmiş gibi hissetmektedir. Uyku ve yarı uyku denilen, bilim adamları tarafından kabul edilen insan vücudu fizyolojisinde, beden uykuda olduğu halde, uykuda olduğunu anlayamamaktadır. Bu sürede beliren görüntüler, aslında bir rüya hali olabilmektedir. Canlı ve gerçekçi gözüken bu durumlarda, aslında vücudumuz ayakta bile olsa uyku halinde olabilmektedir. İnsanların evde otururken duydukları ve başka binalardan gelen gıcırtı, tıkırtı ve seslerin de hayalet olduğuna inandıklarını biliyoruz, fakat bununda bilimsel bir açıklaması vardır. Isı değişimleri esnasında, eşyalarda olan büzülme ve genleşme sırasında bir takım sesler gelmektedir. Bu tamamen doğal bir olaydır. Duvarlara rüzgar nedeni ile sürtünen ağaçlar ve rüzgarın etkisi ile çarpan kapılar, gibi örnekler tamamen doğal olaylardır. Bir yere girdiğinizde veya herhangi bir noktada hissettiğiniz ürperme ve korkular, bilinçaltımıza doldurduğumuz korku öğelerinin resimleşmesi ve sesleşmesinden başka bir şey değildir.
Bilinçaltımızdaki boşlukları, hayaletler ve korku öğeleri ile doldurmamak, bu konuda bilim adamlarını dinlemek bizi rahatlatacaktır. Bilim içinde, her şeyin bir açıklaması mutlaka vardır.
Hayaletölü bir kişinin duyu organlarından en az biriyle algılanabilir şekilde belirmesi. Ölü bir kişiye benzer görüntü, ses gibi algıların genellikle ölen kişiyle ilgili bir yerde ortaya çıkması söz konusu olur. Hayaletlerin varlığı tartışmalıdır, şüphecileri ikna edecek kesin bir kanıt bulunamamıştır.
Deneysel ruhçuluğu savunanlar, hayaletleri popüler kültürde anlaşılan anlamda düşünmezler. Onlar da popüler kültürde anlaşılan anlamda hayaletlerin olmadığını düşünürler. Deneysel ruhçuluktaki fantom kavramı popüler kültürdekinden tamamen farklıdır. Zaten bu yüzden Türk ruhçular hayalet terimini kullanmaz, fantom terimini kullanırlar. Deneysel neo-spiritüalizme göre, fantomlar ruhsal bir faaliyet sonucunda oluşmakla birlikte, ne ruhtur ne de ruhun perisprisidir. Fantom fenomenleri deneysel neo-spiritüalizmde esas olarak 3 grupta ele alınır:[1]
  • Fiziksel medyumluk deneylerinde oluşan ektoplazmik fantomlar: Neo-spiritüalist görüşe göre, bunlar, materyalizasyon ve demateryalizasyon tekniklerini kullanan medyumunektoplazmasını kendiperisprisiyle biçimlendirerek oluşturduğu fantomlardır. Bunların oluşumu için bedensiz bir varlık ile irtibata geçilmiş olması şart değildir. Bedensiz bir varlığın mevcudiyetinin söz konusu olduğu durumlarda da medyum, bedensiz varlıktan aldığı tesir ve imajları perispri-akışkanlar yoluyla ektoplazmasına yansıtarak fantomu yine kendisi oluşturur.
  • Perisprinin etkisi altında, süptil maddelerin yoğunlaşmasıyla oluşan, duble ve seyyal ikiz adıyla bilinen fantomlar.
  • Tekinsizyer fantomu: Cinayette olduğu gibi, bazı normal-dışı ölüm koşullarında can çekişen kişinin bıraktığı imaj yüklü vibrasyonların o mekana gelen hassas kişilerce paranormal olarak algılanması sonucunda hassas kişinin fantom algılaması.

4 Şubat 2016 Perşembe

17 Ağustos 1999 Gölcük Depreminin Gizemli Olayları Bilmediklerimiz..

1999 Gölcük depreminden sonra ortalıkta bir sürü esrarengiz olaylar anlatılmakta.Ne kadar doğru bu söylenenler bilinmez ama hayret edilmeyecek türden de değil bu anlatılanlar nitekim 5. olaya ben de şahidim.
OLAY-1
 O gece bayanın birisi doğum için eşiyle beraber bir taksiyle hastahaneye gidiyorlarmış.Taksi tam Eyüp şehitliğinden geçerken doğum sancıları tutan bayan kafasını sağa sola çevirmeye başlamış.İşte tam bu sırada bayanın gözü şehitliğe ilişmiş.Bayan gördüğü manzara karşısında dona kalmış.Bütün şehitler kabirlerinden kalkmış elleri semada dua ediyorlarmış.
OLAY-2 Aynı saatlerde Eyüp Sultan Camisinin önünde taksicilik yapan bazı kişilerin anlattıklarıda insanı hayretler içerisinde bırakıyor.
-Taksinin içerisinde oturmuş müşteri bekliyordum.Gözüm birden Cami'nin duvarına ilişti.Duvarları nurdan varlıklar kaplamış tutuyorlardı.Mezarlıklarda yatanlar kalkmış hep beraber dua ediyorlardı.
OLAY-3 Enkazdan 4 gün donra çıkan bir çocuğa su ikram etmişler.Çocuk;
-Su ve yemek ihtiyacım yok.Yaşlı bir amca bana suda yemekte verdi.
OLAY-4 Denizden çok büyük bir ateş topu yükselmiş.
OLAY-5 O gece yıldızlar bir başkaymış.Çoğu insanın anlattığı - sanki elimi uzatsam yıldızları tutacak gibiydim.
Olay 1 - Bursayı bilenler bilir tophane diye adlandırılan yerde osmanlı devletinin kurucuları olan baba oğul yan yana yatarlar (osman ve orhan gazi) İşte deprem gecesi bu iki büyük zattın türbelerinden bir takım sesler geldiğine dair ihbar alan polis ekipleri hırsız olabilir şüphesiyle mezarlarına giderler Daha sonra yaptıkları araştırmalara rağmen hiç bir şewy bulamayan polisler asılsız bir ihbar olduğunu düşünerek araçlarına dönmek üzeredirlerki bu sefer 1 polis bazı sesler duyduğunu söyler arkadaşları ise ses duymadıklarını belirtirler polis içinin rahat etmesi için son bir kez bakacam diyerek arkadaşlarından ayrılır türbelerin içine lambayı tuttuğunda ise şok olur orhan ve osmangazi allahım gazabından Bursamızı koru diyerek dua etmektedirler polis tabii kalp krizi geçirir ve olduğu yerde can verir

olay 2- Bursa aynı zamanda evliyalar kentidir bunuda bilen bilir deprem gecesi saat 3 civarında uludağın eteklerindeki köyde domuz avına çıkan köylüler gece 3 sularında bursaa dogru baktıklarında şok olurlar deprem başlamasıyla birlikte burasanın üzerini fanus şeklinde bir sis tabakası (anlatanlar nur tabakası da diyor) kaplamıştır 45 saniye boyunca açık açık gözüken ve depremin bitmesiyle ansızın kaybolan bu sis tabakasının video görüntülerini bende izledim biter(alıntıdır)

Uzaylılar Hakkında Teoriler Bilmediklerimiz...



Evrende yalnız olmadığımız fikri giderek yaygınlaşan bir fikir olarak hemen her alanda dillendirilmeye başlandı. Bu fikir üzerine filmler de yapıldı, komplo teorileri de üretildi, kimi zaman kanıt niteliğinde bazı ip uçları da bulundu. Ama kesin ve net olarak evrende yalnız olup olmadığımız sorusunun cevabı ortaya konulamadı. Peki eğer evrende yalnız değilsek, kim bu uzaylılar? İşte akla en yatkın 15 teori!
Evrenimiz 15 milyar yıldan fazla bir süredir karanlığın içinde savrulan gezegenlere ev sahipliği yapıyor. Bu kadim kainatın içinde sadecedünya ile aynı boyutlara sahip 17 milyardan fazla gezegen bulunuyor. Sadece Samanyolu Galaksisinde ise toplamda 200 ila 400 milyar yıldız yer alıyor. Bu kadar fazla gök cisminden, etrafında döndükleri güneşe uzaklıkları ve konumları itibariyle sadece 2000'de 4 tanesinde yaşam olması muhtemel görülüyor. Bu oldukça büyük bir oran. Çünkü bu orana bakacak olursak evrende üstünde canlı olması muhtemel 34.000.000 gezegen bulunuyor. Tabi bunların hepsi bir varsayım. Ancak en kötü ihtimaller gözetildiğinde bile ortaya çıkan bu sayının 100'de 1'inde bile gerçeklik payı olsa , yine karşımızda 340.000 muhtemel dünya benzeri yaşam barındıran gezegen kalıyor. Evren çok büyük olduğu için, ihtimal de bu kadar yüksek olabiliyor. Tarihi boyunca kendisini evrenin merkezine koyan insanlık, şimdi gökyüzüne bakıyor ve nereye ait olduğunu, kim olduğunu bulmaya çalışıyor. Dünyada yapılan tüm anketlerde gün geçtikçe uzayda hayat olduğuna dair inanış güç kazanıyor. Peki kim bu uzaylılar? Neredeler ve ne yapıyorlar. Şu güne kadar ortaya atılan pek çok iddia oldu. Mars'tan ya da Ay'dan geldikleri sanıldı ama hiçbiri bu 13 teori kadar tedirgin edici ve akla yatkın olmadı... 
1. Ardımızdan gelenler


Bu teoriye göre insanlar ve dünyadaki canlı yaşam başka bir evrenden geliyor. İzini süremediğimiz bir çağda, uzak bir galakside, ölen bir gezegenden yola çıkan insanlar uzay gemilerine atlayıp yeni bir ev bulmak için evrende yol aldılar. Bu yolculuklardan birinde Dünya keşfedildi ve sistemli bir şekilde önce hayvanlar test amaçlı bu mavi gezegene gönderildi. Testler başarılı olduktan sonra da insanlar gezegene inerek yeni bir hayata başladılar ve aradan geçen çağlarda, eski gezegenlerindeki hayatı unuttular ve dünya ezelden beri insanlığın yuvası olarak bilindi. Ancak, uzayda kalacak yeni bir ev arayan insanlar farklı gezegenlere dağıldılar ve şimdi çağlar önce ardımızda bıraktığımız "akrabalarımız" bizi buldu ve yanımıza geliyorlar! Bu teori her ne kadar bilimkurgu gibi görünse de çağlar öncesinden kalan bazı garip kalıntılar, insanlık bu gezegende var olmadan önce, teknolojik cihazların ve insanların gezegende var olduğunu gösteriyor. Misal;

* Karbon testleri 150 milyon yıl önceyi işaret eden bir balyoz


* Varlığından son birkaç yüzyıldır haberdar olduğumuz dinozorları aslına uygun resmeden, Peru'daki antik Ica kalıntıları


Bu gibi kalıntılar, insanlığın dünyaya sandığımızdan çok daha eski bir çağda ortaya çıktığını gösteriyor.

2. Eski dünyalılar

Bir başka teori ise, tam tersi bir iddia ortaya koyuyor. Uzaylı olarak nitelediğimiz canlılar aslında dünyalı olabilir. Çağlar öncesinde dünyada medeniyet kurmuş çok ileri bir uygarlık belki de uzayın kapılarını aralamış olabilir. Aztek ve Mısır gibi medeniyetlerin gök biliminde ne kadar uç noktalara ulaştığını düşünecek olursak, pekala izini kaybettirmiş kayıp bir uygarlık da uzayda yolculuğun yolunu bulup dünyayı terk etmiş olabilir. Şimdi ise gittikleri gezegenden geri dönüyor olabilirler. Belki de kaybettikleri köklerini bulmak için anavatanlarını inceliyorlardır. Peki ya yurda dönüş operasyonu içerisindeyseler gezegeni onlarla nasıl paylaşacağız?

3. Yıllar önce gelenler


Son yıllarda yüksek sesle dillendirilen düşüncelerden biri de Antik Uzaylılar teorisi. Bu teoriye göre uzaylılar dünyamıza yeni gelmiyorlar. Daha önce defalarca geldiler, uyarlıklar kurmamıza yardım ettiler, yol gösterdiler ve iletişim kurdular. İlk medeniyetlerden günümüze, dünyamız sürekli uzaylıların ziyaretine açık bir turistik mekan olabilir mi? Bu fikir pek çok kesim ve tarihçi tarafından akla yatkın bulunuyor. Popüler kültürde de kendine sağlam bir yer bulan History Channel'ın "Ancient Aliens" programı da oldukça iddialı bir şekilde teoriyi savunuyor. Ortaya çıkartılan tarihi buluntular bu şüpheleri haklı çıkarır nitelikte;

* Asya'da bulunan 12000 yıllık diskler üstündeki çizimler bir hayli ilginç


* Ortaçağ'da çizilen tablolardaki gök cisimleri de şüphe uyandırıcı


* Sadece gökyüzünden görülebilen M.Ö. 200 yıllarında yapılan Nazca çizgilerinin de kimler içi yapılmış olabileceğine dair fikirler kafa karıştırıyor




4. "Yaratıcılar"

En korkutucu ve insalara uzak gelen teori ise, uzaylı olarak bildiğimiz yabancıların aslında dünyadaki yaşamın tasarlayıcısı oldukları yönünde. Dünyayı bir deney alanı olarak kullanan uzaylıların, aynı bizim laboratuar hayvanlarından faydalandığımız gibi, bizden yararlandıkları rahatsız edici bir fikir olarak ortaya atılıyor. İnsanlığın sıkı sıkı bağlı olduğu yaradılış ve var olma teorilerine son derece ters olan bu görüşün destekleyicileri de yok değil.
Üstelik pek çok eski uygarlığın yaratılış destanlarında, insanoğlunun kimi zaman "devler" kimi zaman "tanrılar" gibi varlıklar tarafından özel olarak yaratıldığına vurgu da yapılır. İlahi dinlerle pek çok konuda çelişen bu fikrin savunucuları, kutsal kitaplardaki metinlere farklı bir yorum getirerek, aslında kutsal kitapların da bu yaratılış teorisine işaret ettiğini iddia ediyorlar. Hatta evrim teorisinin pek çok destekçisi de maymundan evrimleşen insan figürünün, bir tür genetik müdahale ile evrimleştiği yönünde bu teoriye yakın duruyor.

5. Zaman makineleri

Bir ilginç teori de gökyüzünde beliren UFO'ların aslında birer zaman makinesi olduğu yönünde. Çağlar ötesinde gelişmiş insan uygarlığının zaman makinelerini keşfetmesi halinde elbette birileri geçmişe yolculuk etmek isteyebilecektir. Geçmişe yapılan bu yolculukta, gökyüzünde aniden beliren ve kaybolan araçların içerisinde dünyayı gözlemleyen zaman yolcuları mı yoksa bizim uzaylı sandıklarımız?

6. Robotlar


En tutarlı ve bilimsel teorilerden biri, eğer uzay araçları dünyamızı ziyaret ediyorsa, içlerinde canlı organizmalar yerine robotlar olacağı yönünde. Çünkü yıldızlar arası bir seyahat bildiğimiz anlamda canlı organizmalar için son derece zorlu bir süreç. Yıllarca zaman geçmesi ve yapılan yolculuklardan olumsuz etkilenebilecek olunması bu teoriyi destekler nitelikte. Bir diğer önemli nokta, canlı yaşamın olduğu gezegenlerde atmosfer özelliklerinin birbirinden çok farklı olabileceği unsuru. Böyle bir durumda, galaksiler arası yolculuk yapabilecek kadar zeki canlıların, kendileri yerine uzaktan kontrol ettikleri cihazları dünyamıza göndermeleri mantıklı değil mi? Yani bugün bir UFO'yu ele geçirsek bile içinde muhtemelen bulacağımız şey, yapay zekaya sahip bir robot olacaktır.

7. Tanrılar ve melekler


İnsanları en çok rahatsız eden teorilerden biri de uzaylı olarak adlandırdığımız varlıkların aslında yanlış yorumlanmış olmaları. Dünya üzerinde ilahi dinler olarak bildiğimiz ve benimsediğimiz inanç sistemleri, eski insanların yüksek bir teknolojiyi yanlış yorumlamaları olabilir mi? Ülkemizde "Tanrıların Arabaları" olarak bilinen kitabın yazarı Erich Von Daniken'in ortaya attığını söyleyebileceğimiz bu teori kutsal kitaplardaki metinlerle, açıklanamayan tarihi kalıntıların eşleştirilmesiyle oluşturuluyor.
Bu hikayede uzaylıların oynadığı rol değişkenlik gösterebiliyor. Von Daniken, ilk yıllarda iddialarını uzaylıların eski insanlar tarafından tanrısallaştırdığı üzerine kuruyordu. Ancak son yıllarda Ancient Aliens gibi konuya değinen programlarda verdiği demeçlerde uzaylıların Tanrı ile insanlık arasında bir aracı konumunda olabileceğini belirtiyor.

8. Aramızdakiler

Bir başka teoriye göre uzaylılar insan görünümüne bürünebilen özel canlılar ve çoktan bizim aramıza karışmış durumdalar. Buna benzer bir diğer teoride ise uzaylılar bir tür virüs ya da vücudu ele geçiren organizma konumunda. İnsan bedenini ele geçirip, hastalık gibi yayılarak dünyayı ele geçiren bir uzaylı senaryosu her ne kadar olağan dışı gibi gözükse de, bu yönde bir çok film yapıldı ve bu teorinin milyonda bir gerçekleşme ihtimali bile çok tehlikeli bulunuyor.
Her ne olursa olsun, yabancı galaksiden gelen bir canlının insan görünümünde ortalarda dolanıyor olması son derece rahatsız edici. Bu türdeki filmlerin en son örneği Scarlett Johansson'un oynadığı "Under The skin" olarak gösterilebilir.


9. Biz

En gerçekçi bulunan teorilerden biri de, UFO olarak tanımladığımız cisimlerin birer insan yapımı cihaz olduğu yönünde. Özellikle 2. Dünya savaşından sonra yaygın bir şekilde tüm dünyada kayıt altına alınan ve doğruluğu ıspatlanmış bir çok tanımlanamayan uçan cisim görüntüsünün, ABD'nin geliştirdiği yeni bir uçuş teknolojisi olduğu düşünülüyor.
Üstelik bu görüşü destekleyen araçlar da gerçekten yıllardır denemelere tabi tutuluyor. Bu düşüncenin bir diğer kırılımı olarak da "Roswell UFO Vakası" olarak bilinen olaydan sonra, ABD'nin bir uzaylı yapımı araç ele geçirerek bu aracın üstüne prototipler geliştirdiği yönünde fikirler var. Rosewell olayı her ne kadar meteoroloji balonu iddiasıyla kapatılmaya çalışsa da bugün ABD'de yaşayan insanların büyük bir çoğunluğu Rosewell'de ele geçirilen UFO'nun 51. bölgede saklı tutulduğuna inanıyor.


10. Gözlemciler

Uzaylıların bir gözlemci olduğunu düşünenler de çoğunlukta. Özellikle uydumuz olan Ay'ın uzaylılar tarafından dünyayı gözlemlemek için kullanıldığı yönünde ciddi iddialar söz konusu. Ay'ın çözülemeyen pek çok sırrı ve insanlığın artık Ay'a araç göndermemesinin sebebi olarak da bu gösteriliyor. Bu teoriye göre uzaylılar bizi sadece gözlemliyorlar. Herhangi bir şekilde temas kurma niyetleri yok. İnsanlık ve gezegenimiz hakkında bilgi edinip raporlama yapıyorlar. Ara sıra meşhur kaçırılma olayları da yine bu gözlemlerin bir parçası olarak görülüyor. Uzaylılar için dünya bir inceleme alanı olabilir mi?


Bir rivayet: Bu düşünceyle paralellik gösterebilecek bir rivayeti de paylaşmak gerekirse; 19. yüzyılın sonunda ilk uzak mesafeli radyo dalgaları kullanılmaya başlandığında kaynağı anlaşılamayan bir frekanstan gelen bir yayın fark edildi. Bunu fark eden kişilerden biri de Nicola Tesla'ydı. Dünyayı çevreleyecek bir elektrik katmanıyla, tüm dünyaya kablosuz elektrik sağlayacak bir çalışma üzerine yoğunlaşan Tesla, gökyüzünü bu sebeple incelerken, daha herhangi bir uydunun dünya yörüngesinde olmadığı bir zaman diliminde radyo dalgaları yayan bir gök cismi fark etmişti.
1960'larda ABD ve Sovyet güçleri, dünyanın yörüngesindeki bu garip cismi fark ettiler ve "casus" olarak gördükleri bu uyduyu bir rivayayete göre görüntülemeyi de başarmışlardı. "Siyah Şövalye" ya da "Siyah Uydu" olarak bilinen bu cismin akıbeti tam olarak bilinmese de 1950'lerden 70'lere kadar bir çok kez gazetelerde haberinin yapıldığı bir gerçek!

11. İstilacılar


Çağımızın en büyük fizikçilerinden olan Stephen Hawking'in de desteklediği bir teoriye göre ise uzaylılar bizim düşmanımız olarak gezegenimize geliyorlar ya da gelmek üzereler. Bu teoriye göre uzyalıların bizimle karşılaşması, Amerika'yı keşfeden İspanyollar ve ardından gelen milletlerin, yerli halka uyguladıkları soykırımdan farklı bir sonuç çıkartmayacaktır. Dünyamız yer altı ve yer üstü kaynaklarıyla zengin ve canlılık çeşitliliğiyle göz alıcı bir gezegen.
Çok uzaklardan gelen zeki varlıklar, buraya kadar ulaşmak için gösterdikleri çabanın karşılığı olarak gezegenimizi ele geçirmek isteyebilirler. Açıkçası biz uzaylıların yerinde olsak, bu kadar güzel bir gezegeni istila etmez miydik? Bu teorinin taraftarları olası bir savaşın kaçınılmaz olduğunu ve er ya da geç uzaylılarla dünyalılar arasında bir ölüm kalım mücadelesi verileceğine inanıyorlar.

12. Koruyucular
Uzaylıların savaşmak için değil, tam tersine dünyadaki tüm olumsuzlukları ortadan kaldırmak üzere bizi korumak amacıyla geldiğine inanan teorisyenler de var. Bu düşünceye göre eğer insanlık olarak dünyaya zarar vermeye devam edersek, uzaylılar er ya da geç gezegeni korumak adına bir müdehalede bulunacaklar ve insanlık yeni bir aydınlanma çağında galaksiler ötesinden gelen yol göstericilerinin ışığında ilerleyecek.


13. İmparatorluk


Bir teoriye göre ise uzay, pek çok farklı uzaylı medeniyetinin bir arada barındığı bir nevi "imparatorluk" ile çevrelenmiş durumda. Tek bir çeşit uzaylı formu ya da türü yok. Birbirinden çok farklı akıllı canlı türü var ve Dünya bu imparatorlukta yerini almak üzere. Yüzyıllarca cehaletin ve geri kalmışlığın avucunda kıvranan genç bir tür olan insanlık henüz bu bilgiye hazır olmadı için sadece gözetim altında tutuluyor. İnsanlık bir gün uzaylıların varlığını ve uzaydaki bu canlılık çeşitliliğini kabul edecek noktaya erişecek. Kendisini kainatın merkezi olarak görmekten vazgeçen insanlar, uzaylıları gördüğünde korkmak ve taş atmak yerine objektif bir bilgi alışverişine hazır konuma ulaşacaklar. İşte o zaman uzaylılar bizi imparatorluklarına davet edecekler ve kainatın gerçekten bir parçası olacağız. Onlar sadece bizim hazır olmamızı bekliyorlar, sadece teknolojik olarak değil, görüş olarak da gelişmemizi bekliyorlar. Bu teoriye en çok yaklaşan yapım olarak Star Wars ve Star Trek gibi film ve diziler öne çıkıyor.


14. Dostlar


Uzaylılarla barış dolu bir geleceği uman teorilerden biri de "Selam dünyalı biz dostuz" sözüne dayanıyor. Uzaylıları, dünyamıza ürkek ve meraklı bakışlarla gelen canlılar olarak gören bu teoriye göre uzaylılar bizimle bir an önce iletişim ve dostluk kurmak, keşiflerini yaparak kendi gezegenlerine dönmek istiyorlar. Son derece masum ve çocuksu olduğunu söyleyebileceğimiz bu düşüncenin savunucularına göre, bizim uzaylılardan değil, uzaylıların bizden korkması gerekiyor. Çünkü teoriye göre uzaylılar öldürmek, zarar vermek gibi dürtülere sahip değiller ve dünyalılarla karşılaştıklarında büyük ihtimalle zarar görebilirler. Bu teoride savaşmak ya da savunmak üzerine bir kültürleri olmadığına inanılan uzaylılar için bu teoriye göre dünyalılarla iletişim kurmak son derece tehlikeli. 

15. Daha yeni geldiler!


Bir başka teoriye göre ise, uzaylılar dünyayı daha dün keşfettiler ancak uzaylılara göre dün, aslında bizim için çağlar öncesi. "Yıllar önce gelen antik uzaylılar" teorisine de göz kırpan bu düşünceye göre, ışık yılı ve uzaydaki zaman bükülmesi gibi bilimsel veriler göze alındığında belkide insanlıktan bile önce uzaylılar dünyamızı keşfettiler buldular ve incelemeye başladılar. Ancak bu faaliyet onların gezegenlerinde sadece bir kaç gün ya da aylık bir gelişme. Onların her ziyaretlerinde biz çok daha fazla ilerlemiş oluyoruz. Bu sebeple ziyaretlerini de giderek sıklaştırıyorlar. Çünkü hızlı gelişimimizin sebebini bildiklerinden belki de aradaki zamanı kaçırmamak adına her saniye yeni bir araç yolluyor olabilirler.
Onların yeni keşfettiği, bizim ise çağlar önce keşfedildiğimiz bu teori, uzay bilimi açısından da oldukça makul. Bu aynı zamanda uzaylıların çağlardır neden dünyayı inceleyip hala bizimle iletişime geçmediklerini de aslında açıklar nitelikte. Onlar açısından iletişime geçmek için çok erken olabilir. Belki de bizi kendi zamanlarına göre daha bir ay önce keşfettiler ve belki de yarın bizimle konuşmak isteyeceklerdir. Ama bu bizim gezegenimizde birkaç yüzyıla denk bir zaman dilimine eşit olabilir! Tüm teoriler arasında şu ana kadar en yatkın olanı olarak kabul edilen bu düşünce gün geçtikçe gökbilimcileri tarafından daha çok destekleniyor.


Son olarak bu teorilerden hiçbiri size yakın gelmiyorsa, şunu bilmek gerekir ki uzayda yaşam bulma ümidiyle araştırmalarını sürdüren NASA'nın elinde pek çok uzay aracının dünyaya giriş ve çıkış yaptığına dair görüntüler mevcut. Bu görüntülerin hiçbiri NASA tarafından da inkar edilmiyor. Ancak henüz bu görüntüler üzerine resmi bir açıklama da yapılmamış durumda. Özellikle dünyadan yüksek bir hızla çıkış yapan ışıklar konusunda büyük soru işaretleri mevcut. Bu ışıkların uzun bir süre yeryüzündeki gaz sıkışmaları sonucunda salınan gazların yol açtığı ışımalar olduğu sanılıyordu ancak yeni görüntüler, bunların sadece birer araç olabileceği gerçeğini ortaya koyuyor. Birileri gezegenimize gelip gidiyor ama kim ve ne olduklarını bilmiyoruz...

Bonus: En kötü teori; Naziler


Çok ilginç ve Iron Sky adlı filme de konu olan bir teoriye göre ise UFO olarak gördüğümüz cisimler 2. Dünya Savaşı'ndan önce Nazi Almanya'sının Ay'ın karanlık yüzünde kurduğu bir tesiste üretilen uzay araçları. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Ay'da mahsur kalan Nazi kolonisinin yıllar içerisinde teknolojilerini gerliştirdikten sonra dünyayı yeniden istila etme amaçları bu teorinin temelini oluşturuyor.
Son derece uçuk olsa da bu teoriyi destekleyen pek çok Nazi hayranı "kurtuluş" olarak gördükleri işgal gününü hasretle bekliyor ve her dolunayda gökyüzüne bakarak, Nazilerin muhteşem dönüşünü bekliyorlar.